Kıyamet Melekleri

müzik kedi hikaye

Seri katil

27/1/2010 | Kategori: Karanliktan oykuler

 Haydi dinle korkumu… bak ne kadar derin ne kadar ıssız…

Sahip olabileceğinden fazlasını dileme tanrıdan…

Sana hak ettiklerini bile vermeyecektir…

Gözlerimdeki boşluğa bak… ruhumdaki kasırgayı gördün mü?…

Hissettin mi… dokun haydi…

Derine daha derine in…

Ölümü tatmalısın… enfes…

Korkma… korkmak sana sadece zaman kaybettirir…

Kabullen bunu… karanlığı… boş sözlerin zehriyle uyuş…

Çığlık at hadi atabildiğin kadar… bir kabusta değilsin…

Bir örümceğin ağındaki küçük leziz sinek…

Zavallıcık…

Vızıldat hadi kanatlarını… ne oldu yapamadın mı?…

Aşağıdayken atıp tutmak kolaydı değil mi?

Nerde tanrın nerde koruyucu meleklerin…

Her şeyin bittiği noktadasın… buradan sonra görme ihtimalin olan tek melek Azrail…

Onun korkunç nefesini hissetinde anla ki mücadeleyi kaybetmişsindir…

Nerden mi biliyorum… hahaha…

Baksana şu bedene… kaç kere öldürdüm tahmin bile edemezsin…

Kaç kere ırzına geçtim tenimin… kanımla kirlettim…

Ölüme isyan etmek böyle bir şey işte…

Ama sen bilemezsin… sen oyunun sonundasın… ve hayatın…

Soğuk mu geldi bunlar…

Çığlık at haydi ısınırsın biraz…

Zaman geçince alışırsın ölmeye… hatta eğlenceli bile olabilir zamanla…

Tıpkı, tıpkı içki içmek gibi… tadını sevmesen bile canın hep ister…

Üzgünüm sinekçik senle zamanım doldu…

Yitik kentte mutluluklar…

Dedi seri katil… kelebekleri keşfettiği günden beri işlediği milyonuncu cinayetinde..

Sadece onları izlemek ve yitik kenti keşfetmek istemişti…

Ne tanrı ne rüzgar ne deniz buna izin vermedi… ona geçit vermedi…

Ve ölümden daha yalnız olan seri katil hayatını tanrıdan duyduğu nefreti kullarından alarak ve kelebekleri arayarak geçirdi…

 

Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Yitik kentin kelebekleri

27/1/2010 | Kategori: Karanliktan oykuler

Hiçliğin ortasında sonsuzluğa sınır kapıları dayanmış bir kent…

Issız sokakları ıssız harabeleri ıssız toprakları…

Yaşayan ne bir ot ne bir ağaç ne akan bir dere…

Zaten buranın sahiplerinin buna ihtiyacı yok.

Acılardan yıkanıp gelen ölümü aşanların mekanı…

Tanrının unutmadıkları için kutsadığı topraklar… hatta vaat edilen cennet…

Yitik kentin kelebekleri onlar… hiçbir insan bulamaz… bulan geri dönemez…

Ölümü aşıp geri dönmek nasıl mümkün olsun ki…

Kutsanan ruhlar… ölen melekler… masum çocuklar…

Bir çok hikayenin sadece başlangıcı onlar…

Bir adım ilersi Azrail’in ölüm kenti…

Bir adım gerisi dünyanın kendisi…

Tanrı meleklerini asla unutmaz… onlardan azla vazgeçmez…

Titrek kanatlara yüklenmiş kırılgan ruhlar…

Çektikleri acının izleri temizlenirken sonsuzluğun ortasında… onlar sadece bekler…

Yeni hikayeleri yeni ölümleri hatta yeni çığlıkları…

Çünkü bilirler… dünya kötülükle ve acıyla sınanır…

Başarmak ya da kaybetmek değil amaç… belki de sadece hayatta kalmaktan ibarettir…

Ölümün kutsadığı koruduğu ve sevdiği bu topraklarda,

Kadife kanatlı kelebekler kristal kelebekler bembeyaz kelebekler hatta siyah kelebekler…

Hepsi beraber bekler… hepsi beraber dinler…

Rüzgarın onlara fısıldadıkları yeni hikayeleri… güneşe ve denize ne kadar uzak olsalar da… rüzgar hep onlarladır…

Yitik kentin kelebekleri… tanrının gözyaşlarıyla kutsadığı bu toprakta sonsuzluğu bekler…

Her hikayenin bittiği yerde…

Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Saklı kelimeler...

27/1/2010 | Kategori: Karanliktan oykuler

On tanecik sadece on tanecik kelime sakladım avuçlarımda.

Tüm hayatım boyunca gördüğüm duyduğum her şeyden sonra sadece on kelimecik ayırdım kendime.

Gizledim onları gözlerimde ruhumda bedenimde düşüncelerimde.

Kimse görmesin kimse almasın diye.

Sadece bana ait olsunlar istedim. Benim on kelimem.

Ama beş tanesi öldü. Ölüverdi bir anda.

Yıkıldım eksildim… rüyalarıma gömdüm ölü kelimelerimi.

Güzel rüyalarda yaşasınlar diye.

Elimde kalan beş kelimeciğime daha bir dikkat ettim. Daha bir özendim.

Hayatımdı bu beş kelime.

Ve sonra biri geldi. Kırdı gitti kalbimi. Bir kelimem daha öldü o giderken.

Gözyaşlarım kanlandı.

Elimde kalan dört kelime uğruna kapadım kalbimi.

Kimsenin hayatımdan bir kelimeyi daha almasına izin veremezdim.

Ama sonra bir hırsız giriverdi ruhuma. Kalbime. En gizli köşelerime. Ve bir kelimemi o çaldı.

Kaybettiğim kelimenin yasıyla yalnızlığa sürüklendim.

Kalan üç kelimemle birlikte.

Ve Tanrı ihanet etti bana. Ölüm geldi bu defa hayatıma. Sevdiklerim teker teker yiterken bir kelimemi ben serbest bıraktım. Artık ona ihtiyacım yoktu.

Elimde sadece iki kelimemle yapayalnız bir dünyada devam ettim kaderime.

Sokakta gördüğüm küçük bir çocuk ölüme terk edilmiş. Ona verdim bir diğer kelimemi benden çok ihtiyacı vardı ona. Ve ben elimde son kalan kelimemle evime karanlığıma döndüm.

Ve düşündüm. Bütün kayıplarımı düşündüm. Son kelimemi kaybetmekten korktum.

Mutluluk…

Vicdan…

Tutku…

Cesaret…

Bilgelik…

Aşk…

Zenginlik…

Hayat…

Umut…

Kendimi ölümün kollarına terk ederken elimde kalan son kelimeyi bıraktım… taşıdığı anlama layık olsun diye… ve biliyorum ki artık onu kimse benden alamaz…

Özgürlük…

Bir kelebek özgürlüğü sırtladı kanatlarına ve rüzgara katıldı sessizce…

Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Karkanya

27/1/2010 | Kategori: Karanliktan oykuler

İster kar meleği diyin ister kar perisi…

Bu onun için önemli değildi… onun görevi buydu… her kış dünyayı beyaz bir örtüyle sarmak…

Soğuk, sert hatta ölümcül bir görev… ve tıpkı görevi gibiydi ruhu… soğuk, sert hatta ölümcül…

Başka hiçbir melek onun yerinde olmak istemezdi… her kış geldiğinde dünyada milyonlarca canlıyı öldürmek onun göreviydi bir bakıma… kimse bu kadar çok ölümden sorumlu olmak istemezdi ki…

Belki o da istemezdi ama bu onun göreviydi, bunun için yaratılmıştı ve görevini yapacaktı… Tanrı’yı yüz üstü mü bıraksın? Hem bu ölümleri bilmiyor mu Tanrı? Ondan gizli değil ya…

Gene de diğerleri azıcık da olsun vicdanı sızlasın isterlerdi… ama sızlamazdı… buz gibiydi ruhu yarattıkları gibi…

Yaklaşmazdı kimseye… gündüze, güneşe hatta bir gülümsemeye…

Eritebilirdi ya onu…

Bakmazdı kimseye… değer vermezdi… veremezdi… verirse görevini nasıl yapabilirdi ki?

İnsanlar severdi kar örtüsünü… dünyanın beyaz görünmesini… arkasını düşünmezlerdi… bütün kirleri örter ruhları kutsar etrafı aydınlık yapardı kar… temiz ve masum bir görüntü sunardı…

Sıcacık evlerinde yaşayanlar severdi bunu…

Ötesini düşünmezlerdi… göremezlerdi… hatta umursamazlardı…

Ama o bilirdi… diğer tüm meleklerin bildiği gibi…

Karın o bembeyaz yumuşacık görüntüsünün altında nasıl bir katil olduğunu…

Sokakta yaşamak zorunda olanlar için seri katildi kar…

Sırayla hepsini almaya gelirdi…

Kuşlar titrek saçaklardan birer birer düşerdi…

Hiç bir yavru sağ çıkamazdı beyaz örtünün altından…

Hatta çoğu büyük hayvan bile…

Ve çoğu insan…

Kar ölüm getirirdi sadece dünyaya…

Hangi varlık yarattığı şeyin bu büyük acımasızlığı karşısında titremez ki?

O titremezdi… titremeye hakkı yoktu…

Belki bu yüzden hep ayrıydı diğerlerinden… gece bile sevmezdi onu…

Bütün cinayetlerini gece işlerdi kar…

Her mevsim sıra ona geldiğinde sessizce yürürdü dünyada…

Sokakları birer birer geçerdi… o geçtikçe kar yağardı…

Bakardı köşelerde pis paçavraların içinde yatanlara… otobüs duraklarına sığınanlara…

İnsanlar hiç öğrenmeyecek mi kendi türünü önemsemeyi diye merak ederdi her mevsim…

Ama insan umursamazdı sokakta ölenleri… kendi ölmediği sürece…

Her mevsim sokakta karın yağmasını sevinerek izleyenlerle göz göze gelerek yürürdü… o yürürdü kar yağardı… daha çok ve daha çok…

Bir gece kar artık dizlerine vardığında bomboş bir meydanda manzaranın tadını çıkardı…

Lambaların ışığında dans eden kar tanelerini izledi… tanelerin hızını yavaşlattı ki var oldukları kısacık anın tadını çıkarabilsin hepsi…

Simsiyah geceye inatmış gibi beyaza boyadığı şehre sokaklara baktı… onu sevmeyen geceye inat…

Ruhu kadar soğuk bedeni için soğuk rüzgarlar bir ziyafetti… tadını çıkardı.

Ta ki çocuğu görene kadar.

Ne kadar zamandır ordaydı? Onu mu izliyordu? Yaptığı şeyi anlamış olması mümkün müydü?

Hayır o sadece evsiz bir çocuktu… sadece bir çocuk… üstünde kirli ve ince kıyafetler olan bir çocuk…

Meleğe baktı… biliyor musun ben ilk kez kar görüyorum… daha önce hiç görmemiştim… bizim oralarda hiç yağmaz kar dedi çocuk…

Kar yağdırmadığı bölgeler vardı elbette… ama çocuğun hangisinden bahsettiğini bilmiyordu…

Peki sevdin mi dedi Karkanya kar meleği…

Gülerek baktı ona çocuk… evet muhteşem bir şey… sıcacık ve yumuşacık…

Bembeyaz tertemiz dedi sanki, sanki insanlara bir armağan gibi… bir umut… yaptığımız her şeye rağmen düzeltmek mümkün der gibi… hiçbir şey sonsuza kadar siyah kalamaz gece bile…

Melek ona baktı… hiç kimse kar için böyle şeyler düşünmemişti… hele de kendisi… bu kadar anlam taşıması olası mıydı? Ama neden olmasın… dünya bir çok olasılıkla doluydu…

Neden bu ince kıyafetlerle çıktın dışarı çocuk? Hasta olacaksın…

Yüzündeki gülümseme buruldu çocuğun… ben zaten hastayım… bu şehre tedavi için geldik… annemden gizli kaçtım evden… belki bir daha şansım olmaz diye… görmek istedim…

Ruhu da yarattığı şey kadar soğuk olan melek için bile fazla acımasızdı bu kader…

Uzun bir süre çocuğun yanında kaldı… sohbet etti onunla… ilk defa biri onu sevmişti… ve belki o da birini…

Sonra fark etti… yarattığı mucize aynı zamanda çocuğu öldürüyordu…

Soğuk çok fazlaydı ve kar da öyle…

Artık eve gitmen lazım dedi çocuğa…

Ama çocuk uyumak istedi… yorgundu…

Yanımda kalır mısın dedi çocuk meleğe… hiçbir şey diyemedi melek…

Yaşları buz taneleri gibi döküldü… ilk defa ağladı…

Bu kadar güzel bir gecede ağlamak neden dedi çocuk…

Yarattığım şey dedi melek… seni bu kadar mutlu etti ama aynı zamanda öldürüyor… ve ben hiçbir şey yapamıyorum dedi melek…

Ağlama… lütfen… ben bu güzel gece için teşekkür ederim… ve zamanım geldiyse de itirazım yok… yıllardır beklediğim bir geceydi bu… ve hep eşsiz olmasını dilerdim dedi çocuk…

Sessizce uyudu küçük çocuk… melekse tanrının dilekleri gerçekleştirmedeki mükemmelliğini düşündü…

Herkesin dileği bir şekilde gerçek olurdu yeter ki kalplerini de açsınlar…

Karlar küçük çocuğun üstüne yorgan oldu… ufacık narin bir kelebek uçmaya çalıştı… ama soğuktan kanatları dondu…

Melek kelebeği aldı… en azından senin için bunu yapabilirim dedi… yıllardır içinde sakladığı acının yükünü de alarak dünyanın öbür ucuna gitti… gündüzü görmeye…

Kendi ölümü uğruna… gündüz kelebeğin kanatlarını okşadı…

Hayata dönen kelebek yitik kente kanat açtı… yanında milyonlarca kar kelebeği ile…

Ve tanrı hafifçe gülümsedi… özgür kalan çocukları için…

Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

Bay sincap

27/1/2010 | Kategori: Karanliktan oykuler

Küçük kız hızla eve girdi… hayatında ilk defa yapmayı sabırsızlıkla beklediği bir ödevi vardı…

Resim yapması gerekiyordu… eve girdiğinden annesi ve babası bağıra çağıra kavga ediyordu… gene…

Bunu görmekten nefret ettiğini fark etti. Aslında sadece küçük bir kızdı.

Ama bu sahneyi her gördüğünde bunun yırtıp atabileceği bir resim olmasını dilerdi…

Annesinin dikkatini çekmeye çalıştı… dışarı çıkmaları ve boya almaları gerekiyordu.

Annesi söz vermişti… ama annesi ona bakmadı hiç

Sürekli daha yüksek sesle bağırmaya ve babasına bir şeyler fırlatmaya başladı…

Babası sonunda çekip gitti…

Annesi ağlamaya başladı… kızına bir defa bile bakmadan banyoya gitti…

Saatlerce orda kaldı…

Kızı kimse dinlemedi hatta görmedi… ve o odasında bay sincaba sarılmış bekledi…

Babasının gelmesini… ona sarılmasını bekledi.

Ama gelmedi babası…

Ertesi gün de gelmedi… annesi de gelmedi…

Bütün akşam evde yalnız kaldı kız… kimse onu hatırlamadı…

Tek başına ağladı… annesinin yastığına sarılıp uyudu…

Bay sincap onu izledi…

Ertesi gün annesi ve babası geldi… gülerek girdiler eve…

Kız onları karşıladı…

Ama onlar onu gene göremedi… birbirlerini görmekle meşguldüler çünkü…

Odaya gittiler kapıyı kapadılar…

Kız sesini duyurmak istedi… duyuramadı…

Annesi mutfağa geldi bir ara… ama odaya dönmedi… baba meraklandı…

Anne yerdeydi… bıçak kızın elindeydi… kan bütün fayansları boyamıştı…

Kız, sadece boya kalemi istemiştim dedi…

Baba kızını ilk defa görürcesine baktı… sonra fark etti son 3 gündür onu unuttuklarını…

Hangi acı daha büyüktü? Bir anne babanın çocuklarını unutmuş olması mı? Hem de tamamen…

Yoksa küçük kızın annesini öldürmüş olması mı?

Baba çığlık atarken kız gözyaşlarını sildi…

Bay sincap salonda iki parça halinde bu olanları izledi…

Lambanın etrafında ufacık titrek neredeyse şeffaf bir kelebek dolanıyordu…

Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

<Önceki Yazılar |